OKUMAK

    Şükrü Karataş

    3 Aralık 2018

     

    ‘’TANRIM BANA KİTAP DOLU BİR ODA İLE ÇİÇEK DOLU BİR BAHÇE VER .’’ Konfüçyüs.

    Hollanda’da kütüphane memurları okullarda velilere yönelik bilgilendirme toplantıları yaparlar. Bu toplantılara anne ve baba birlikte katılır. Zaten bütün toplantılarda, karne üzerine konuşmalarda, okulla ilgili bilgilendirmelerde, ilkokuldan sonraki okullara yerleştirmelerde okula konuşmaya hep anne ve baba birlikte gelir.

    Maalesef kütüphane ile bilgilendirme toplantısında bizim velilerden kimseyi göremeyince çok üzüldüm.  Kütüphane müdüründen randevu aldım. Randevu günü buluştuk, kütüphanenizde kaç tane Türk çocuğu var?  Diye sordum. Listeye baktı,  hiç Türk çocuğu kayıtlı değil dedi. Neden dedim? Benim yapacağım bir şey yok,  ben memurlarımı okullara gönderiyorum, halka açık kütüphane programları yapacağımız zaman, yerel basından duyuruyoruz dedi. Ben de okul toplantılarına Türk velilerin katılmadığını,  bunun büyük problem olduğunu, bu problemi ortadan kaldıracağımı kendisine anlattım. Ancak kütüphaneyi de çok önemli buluyorum, buraya Türk çocuklarını taşımalıyız dedim. Kütüphaneler çok büyük, iki katlı, alt kat yetişkinlere, üst kat çocuklar için ayrılmış ve her yaşın okuyacağı seviyeye göre kitaplar bölümlere ayrılmış.

    Kendisine kütüphanenin bir köşesine Hollanda ve Türk bayrağı asıp, yetişkinler için alt katta, Türk çocukları için de üst katta Türkçe kitapları yerleştirelim diye teklifte bulundum ve ben Türk çocuklarını buraya taşıyacağımı söyledim. Çok memnun olduğunu ifade etti. Okuma projesi oluşturduk. kütüphane her çocuk için bir kart hazırlayacak. Kitabı okuyan çocuğun kartını ben imzalayacağım, kütüphane memuru da imzanın üzerini mühürleyecek. Kartta beş kitapla başladık,  beş kitap okuyan çocuğu sene sonunda ya tiyatroya, ya ünlü hayvanat bahçesine, müzelere yani Hollanda’nın görülmesi gereken yerlere götüreceğimizi kararlaştırdık. Türkçe kitaplar için bütçe ayırdığını ve memurum da senin isteğin doğrultusunda hareket edecek dedi. O zaman Hollanda’da kitap evi olmadığı için, memurla Almanya’daki Türk kitap evine gittik. Yetişkinler için ve çocuklar için yüzlerce eser seçerek kütüphaneye getirip yerleştirdik.

    Velilere mektup yazdım, belirlediğimiz tarihte kütüphanede toplantı yapacağımızı bildirdim. Bu konuyu cami imamlarımızla da konuştuk, sağ olsunlar  onlar da, Cuma vaazında okumanın önemini ,toplantıya katılmanın çok önemli olduğunu, anlattı, çok sevindim. Okullara da bildirmiştim, okul müdürleri de sevinç içinde çocuklara izin verdiler.

    Toplantı günü kütüphane müdürü ve memurları hazır bulundular. Veliler için kahve, çocuklar için içecekler hazırlanmıştı.

    Onlara hitaben: Şu an binlerce yazarın, bilim adamının içinde bulunuyoruz. Sizler küçükken kitap okuma alışkanlığı kazanmadığınız için, belirli yaştan sonra okumakta zorlanabilirsiniz, sizler burada en zor işlerde çalışıyorsunuz, ekmek kavgası, kutsaldır. Zengin insanlar çocuklarını okutmak için Avrupa’ya gönderiyorlar. Siz şuanda Avrupa’dasınız, çocuklarınızın gelecekte saygın olması, bu ülkede en güzel yerlere gelebilmesi için çok okumaları gerekiyor. Çocuklarınızın burada öğretmen, doktor mühendis, avukatlık gibi değerli mesleklere sahip olmalarını çok istiyoruz, iyi bir insan, aranan, sevilen bir insan olmak bu ülkenin imkanlarını iyi değerlendirmekle olur. Kutsal kitabımız Kuran’ı Kerim’in ilk emri ‘’OKU’’ ‘’Yaratan Rab’binin adıyla OKU.  Alak Suresi 96/1-2 . ‘’OKU! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rab’bin, okumayı bildiriyor. Kütüphane doğan çocuklar için içi dolu ,karton resimli kitaplarla birlikte hediye de veriyor, küçük çocuklarınızı da kütüphaneye üye yapacağız……..!

    Okuma projesi tutmuştu, anne babalar küçük çocuklara seviyesine uygun kitapları ya kendileri yada abla, abileri okuyup bana kartlarını imzalatıyorlardı. Beş kitaplık kartı kısa zamanda doldurdular, çocukları ben takip edip devamlı kütüphaneye gitmelerini, on kitap alma haklarından,

     üç Türkçe kitap, yedi Hollandaca kitap almalarını öğütlüyordum. En iyi Hollandalı kadar Hollandacaya da hakim olmalarını istiyordum. Çocukların seviyelerine uygun kitapları pazar çantalarına doldurup, arabamla okullara taşıyordum. Kitapları masaların üstüne yerleştirip, çocuklar için sessiz okuma saatleri düzenliyordum. Öğrencilerim Ömer Seyfettin’in hikayelerine bayılıyorlardı. Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Keloğlanı, Nasrettin hocayı, Hacivat Karagözü ve benzerlerini okuyorlardı. Okulları gezen müfettiş sınıfıma uğramıştı.  Karataş sessiz okumayı okullara ders olarak koymayı düşünüyoruz, seni tebrik ederim dedi.  Okuma projesi 20 yıl devam etti. Artık Türk çocukları büyüdü yetişkin olarak değerli mesleklere sahip oldular. Benim öğrencilerim yüksekokul ve üniversitelerde Hollanda ortalamasının üstüne çıkmış. Onlar artık kendi çocukları için nelere dikkat edeceklerini çok iyi biliyorlar. Kütüphanede çocuklar için köşemiz hep değerlendirildi,  fakat yetişkinler için açılan bölümde ne yazık ki çok az kitap okunmuş. Bu da gösteriyor ki okuma alışkanlığı küçük yaşlardan itibaren gerçekleşiyor.

    Hollanda’da hemen hemen her ailenin evinde dünya klasiklerinin de bulunduğu çok değerli kitaplar, evlerinin köşesinde, kitaplıklarında yer alıyor. İnsanlar trende, otobüste yolculuk yaparlarken hep kitap okuyorlar. Bekleme salonlarında, sıralarını beklerken ellerinde hep kitap var. ‘’MİLLETLERİN AKLI, KİTAPLA BÜYÜR VE GELİŞİR. KİMLER FAZLA OKUYORSA, AZ OKUYANLARA HÜKMEDER’’ Pressey.

    06.11.2017 de UNESCO’nun yaptığı araştırmaya göre Türkiye kitap okuma oranı ülkeler arasında 86’ıncı sırada. Yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride. Türkiye İstatistik Kurumu’nun(TÜİK) geçen yıl yayınladığı verilere göre, Türkiye’de kitap okumaya kişi başına ayrılan süre günde yalnızca bir dakika. Buna karşın, televizyon izlemeye 6 saat, internete 3 saat harcanıyor.

    ‘’BİR ÜLKEDE OKUMAYA KARŞI İSTEK ARTMADIKÇA, GAFLET VE BUNDAN DOĞACAK FELAKET AZALMAZ.’’ Benjamin Franklin.

    Kahvehaneler, lokaller insanlarımızla dolu, hayatta en değerli şey zaman, zaman altın, zaman inci, zaman elmas, gençlerimiz bu değerli madeni sokağa atıyor.

    Zamanı geciktirmeden Türkiye’nin bir milyon öğretmeni, okuma seferberliği başlatmalıdır. Her öğretmene ilk ve orta öğretimde ortalama 25 öğrenci düşüyor. Okullar kütüphane ile ortaklaşa okuma projeleri yapıp veli ile birlikte öğrencilerini kütüphaneye üye yapıp, okuma alışkanlığını kazandırmalı. Türkiye’nin okuma oranını dünya sıralamasında yukarılara çıkarmalıyız.

    ‘’BEN ÇOCUKKEN FAKİRDİM. İKİ KURUŞ ELİME GEÇİNCE BUNUN BİR KURUŞUNU KİTABA VERİRDİM. EĞER BÖYLE OLMASAYDIM, BU YAPTIKLARIMIN HİÇBİRİNİ YAPAMAZDIM. ATATÜRK.

    Şükrü Karataş

    Karatas50@hotmail.com

     

     

     

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!
    Yorum yazın
    Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız. GİRİŞ YAP
    • İmlası çok bozuk, büyük harfle yazılan,
    • Habere değil yorumculara yönelik,
    • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
    • Çok kısa ve konuyu zenginleştirmeyen yorumlar
    • KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
    • Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.
    Yazarin diğer yazıları
    Bolu'nun Rwitter Günlüğü
    Tüm Twitter Günlüğünü göster

    Sizden Gelenler
    Site içi arama
    Cumhuriyet Caddesi İnci İş Merkezi No:32   Tel: 0 374 217 82 85   Faks: 0 374 217 82 95
    0.65655493736267