Bolulu Kocaoğlanın hikâyesi…

    Hasan PERÇİN

    Hasan PERÇİN
    22 Aralık 2015

    Bahar gelmiş mi diye dışarıya baktı Kocaoğlan.

    O’hoo bahar gelmek ne kelime, insan denen mahlûk çoktan kış uykusuna yattığı kovuğun çevresine yaklaşmıştı bile.

    Kalktı,

    Şööyle bi gerindi, elini göbeğine atı ki o da ne!.. Göbek falan kalmamış filinta gibi olmuştu.

    İnsan bu vücut için para verip aylarca fitnes salonuna gidiyordu, o ise yattı yerde bunu başarmıştı, güldü.

    Artık dışarı çıkıp bir şeyler atıştırma zamanı dedi.

    *

    Kestane ağaçlarının bol olduğu Bolu dağının kuzeyine gitti..

    Yaprakların arasından kestane bulurum diye ümit ediyordu..

    Ne mümkün,

    Ne ağaçta ne yerde bir tane bırakmamışlardı,

    Biraz aşağılara insem mi diye düşünürken aklına geçen sene yaşadıkları geldi.

    Memur bir vatandaş kendi başına gelmiş, yolunu kaybetmiş, evvelsi gün bulununca “beni bir ayı kovaladı” diye yaygara yapıp gazetelere çıkmıştı, kendisine savunma hakkı bile verilmemişti… Soyunun lekelenmemesi için tekrar bu fırsatı insanoğluna vermeyecekti, geri döndü.

    *

    Karşı dağlara geçti, Akçaalan, Ömerler, Elmalık tarafında yemiş ve mantar bol bulunuyordu…

    Gitti aradı taradı

    Ne bir yemiş nede mantar… İnsan zehirli mantarı kendinden öğrenmişti ama onu bile bırakmamıştı dağlarda…

    Araya taraya farkında olmadan yerleşim yerlerine yaklaşmıştı, sote bir yerde araç içinde samimi bir çift gördü,

    Gayet neşelilerdi

    Derken yanlarına elinde pompalı tüfek ile bir adam yaklaştı, sorgusuz sualsiz ikisine de bastı kurşunu…

    Kocaoğlan korkudan ne yapacağını bilemedi, olduğu yerde dona kalmıştı “birde bana canavar derler” diye geçti içinden,

    “birazdan jandarma gelir beni burada görmesin sonra suçu üzerime yıkarlar neme lazım” dedi, insanın yapmadığı şey değildi bu.

    Usulca uzaklaştı.

    *

    Kestirme Gölköy e geçti Kocaoğlan,

    İnsanların çöpe atıp israf ettiklerini sünnetleyim bari dedi…

    El ayak çekince çöp bidonlarına yanaşırım diye beklerken sabah olmuş, Ne araba farı nede müzik sesi kesilmemişti

    Anladı ki buradan da bana ekmek yok..

    *

    Bir ara Gölcük e gitmeyi düşündüyse de

    Her şeyi Para gören insanoğlu, bedava milli parka kimse girmesin diye etrafını yüksek dikenli ve jiletli tellerle çevirmişti. Aşılması mümkün değildi.

    *

    “hah” dedi kocaoğlan “şimdi buldum”

    Çocukluğumun geçtiği, arkadaşlarımla özgürce koşup oynadığımız Çakmalar Çamlığına gideyim..

    Ağaç yaprakları, böğürtlen falan idare ederiz diye düşündü.

    Yolda giderken huzurevinde kalanlar geldi aklına.

    İnsanoğlu içinde en sevdiği onlardı,

    Hem yaşlılığın, hem aileleri tarafından tek başına bırakılmışlığın, hem toplumdan uzaklaştırılmışlığın üzüntüsünden kendisine zarar vermezlerdi.

    Onların o yaşlı, sevimli hallerini düşündükçe yüzünde sevgi dolu bir tebessüm oluştu…

    “İnşallah” dedi, kıştan beri eksilen olmamıştır…

    Gündüz vakti yaşlı insanlara saygısından ortalık da görünmedi,

    Akşam ise yine arabalılar gelmiş çocukluğunun geçtiği mekânı istila etmişlerdi.

    Sessizce çevrede yiyecek bir şeyler ararken ayağında bir acı hissetti,

    Çöp yerine yere atılan şişelerin kırığına basmıştı,

    Acıdan bağırmamak için dudağını ısırdı, bağırsa insanlar onu duya bilirdi.

    Elmalık tarafında olanlar aklına geldi, sustu.

    *

    Çamlıktan aşağı doğru iniyordu ki önüne coğrafyayı boydan boya ikiye kesen otoyol çıktı.

    Daha önceden bildiği alt geçidi aramaya koyuldu Kocaoğlan,

    Gecenin karanlığı, ayağındaki acı, karnının açlığı, Bolu dağlarında kendine yer bulamamanın hüznü, insanoğlunun zalimliği kafasını allak bullak etmiş sağlıklı düşünemez olmuştu.

    Acı bir fren sesi ile irkildi, kafasını çevirmesiyle araba farının göz bebeklerini doldurması bir oldu.

    Zar zor kendine gelebildi, kıpırdayacak hali kalmamıştı

    Aracından inen insan! Bir arabasına bir kocaoğlana baktı, aracına “ah vah” ederken kendisine ise etmedik küfür bırakmıyordu.

    Yaşadıklarından o kadar hüzünlenmişti ki kocaoğlan, vücudundaki kırıklardan çok kalbinin kırıklığı acı veriyordu

    Ve Gözleri,

    Süzülen iki damla yaş ile son kez yavaşça kapandı…

    *

    Uzun bir zaman karanlıkta kaldı, kendine geldiğinde iki ayağının üzerinde heybetle duruyordu, acıkan karnı ve iç organları boşaltılmış saman ve ilaç doldurularak Abant daki müzeye konulmuştu.

    Yanına gelip fotoğraf çektiren insanlar hala korktuklarını söylüyorlardı.

    Oysa yaşam yerleri elinden alınan,

    Bir lokma yiyeceğe muhtaç bırakılan,

    Vahşette sınır tanımayan İnsandan korkan,

    Birbirine hakaret ederken ismi kullanılan O’ydu,

    Artık karnı bir daha acıkmayacak, kış uykusuna yatamayacak, dağlarda bayırlarda özgürce koşamayacaktı.

    Belki sigorta şirketinden yeni arabasını alan katilide gelip kendisiyle fotoğraf çektirirdi…

    Tek noktaya sabitlenmiş gözleriyle sonsuza dek öylece duracaktı.

     

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!
    Yorum yazın
    Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız. GİRİŞ YAP
    • İmlası çok bozuk, büyük harfle yazılan,
    • Habere değil yorumculara yönelik,
    • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
    • Çok kısa ve konuyu zenginleştirmeyen yorumlar
    • KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
    • Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.
    Yazarin diğer yazıları
    Bolu'nun Rwitter Günlüğü
    Tüm Twitter Günlüğünü göster

    Sizden Gelenler
    Site içi arama
    Cumhuriyet Caddesi İnci İş Merkezi No:32   Tel: 0 374 217 82 85   Faks: 0 374 217 82 95
    1.7892169952393