ÇANAKKALE- ŞAHİNDERE ŞEHİTLİĞİ

    Fuat Bayramoğlu

    Fuat Bayramoğlu
    18 Mart 2018

     

    Çanakkale’ye birkaç kere gitmek nasib oldu.
    Çanakkale’nin bir çok yerinde olduğu gibi, Şahindere Şehitliği’nde de,  göz yaşlarımızı tutamadık.
    Orada, rehberimizin anlattıklarını daha sonra, resmi kayıtlarla teyit edip,    kaleme aldık.
    ***
    Çanakkale, Şahindere Şehitliğindeyiz. Yüreklerin, fikirlerin, sevdaların, hasretlerin, dünya sınavının son bulduğu yerlerden bir cennet bahçesindeyiz.  O zamanlar Şahindere Sargı Yeri (seyyar hastane ), yani tedavi yeridir. Açık alanda ağaçlarla, çalılarla kaplı bir bölgemiz. İleride Arıburnu ve Güney cephesi, cephe gerisinde dere yataklarının kenarlarında tedavi yerleri kurulmuş. En gerekli olan da su. O nedenle dereler bizim başlıca hijyen, hayat kaynağı noktamız olmuş. Bunlar 103 yıl önceki, 1915’teki imkânlarımız.
    ***
    Yokluklar her yanımız sarmış o zamanlar.
    Silah, mühimmat, araç gereç, ilaç yemek içecek, yol, doktor, hasta bakıcı, sargı bezi, uyuşturucu morfin, yok denecek kadar az.
    En büyük sorun, zamanımız az, kısa zamanda yaralımız çok.
    Askerlerimiz cephede bir taarruza kalktıkları zaman veya bir saldırıyı püskürttükleri zaman, birkaç saat içinde on binlerce askerimiz yaralanıyor. Yaralanan yiğitleri, içerideki sargı yerlerine tedavi için nakletmek başlı başına bir sorun.
    Cepheye mühimmatı at arabası öküz arabasıyla taşınıyor, geriye dönüşlerde, yaralıları ot yatakları üzerinde bu arabalarla geri taşıyorduk.
    Ağır yaralılar zaten kan kaybından şehit oluyordu. Ağır yaralılara yapılabilen tek şey, ağaç diplerinde bırakılıyor, iyi olabilecek askerlerin tedavileri ise sağlanıp tekrar cepheye gönderiliyordu.    
    Tedaviye getirilen Ağır yaralılara vakit bulunabilirse bakılacaktır.
    Ağır yaralıların en büyük sorunu da, sinekler ve kurtçuklar tabi ki, tek istekleriyse, sadece bir dua. Bir de şehit olabilmektir. 
    ***
    BİR BABA, OĞLUNU ÖLÜME TERKEDEBİLİR Mİ ?
    Orada görev yapan doktorlardan biri de Askeri Doktor Salih (Dörtbudak) Beydir .
    Salih doktor, gece gündüz yaralılarla uğraşmakta, can siparane hizmet vermektedir.
    Salih doktorun önüne sedye ile genç bir yaralı getirilir. Karnı parçalanmış bağırsakları dışarıda, bir bacağı da kopmak üzere, her tarafı kan toz toprak içerisinde tanınamayacak bir halde. Bu yaralıyı Doktor Salih Beyin önüne koyarlar. Salih Bey, gelir yaralıya bir bakar, durumu çok ağırdır. Askerlere emir verir, kaldırın bu yaralıyı, bir kenara bırakın der.
    Kafasını çevirmek üzereyken, yaralı asker son bir gayretle, doktora sesini duyurmak üzere iç burkan bir  haykırmayla sesini duyurur:
    -Baba, babacım !
    Salih Bey birden döner, bakar şöyle, o anda tanıyamamıştır oğlunu,  bir hançer daha sokulur Doktor Salih Beyin yüreğine, boğazı düğümlenir, konuşamaz,
    Evladına sarılıp, öpüp koklamaya başlar,
    -Oğlum, benim oğlum! Bu benim oğlum!
    Ne var ki, yüzlerce yaralı Mehmetçik sırada, hatta ameliyat masasına bir yiğit yatmış, Salih Beyi beklemektedir.
    Salih Bey, bir bakar etrafına, Mehmetçikler derman, vatan da hizmet beklemektedir.
    O halde baba mıdır, doktor mudur? Bir karar vermek zorundadır Salih Bey,
    -Bu benim oğlum, oğlumu gölge bir yere kaldırın.
    Salih bey, tekrar tedavi bekleyen diğer Mehmetçiklerle ilgilenmeye başlar.
    Saatler sonra, bir boşluk bulduğunda biricik oğluna bakmaya gider,
    Bakar ki oğlu Çanakkale’de,  on binlerce şehit olan Mehmetçikten biri olmuştur.
    Doktor Salih Bey, o hengameli zaman da, Çanakkale’de oğlunu diğer Mehmetçiklerden ayırt etmemiştir.
    Şahindere sargı(tedavi) yerine gelen, 2177 yiğit, son nefesini orada verip, şimdide orada yatmaktadır. O gün her biri için, mezarlarına bir taş parçası konarak yerleri belirlense de günümüzde kaybolmuştur.
    Bir tane şanslı şehit vardır.  O da Mustafa Teğmendir. Mustafa Teğmen yaralanır ve Şahintepe sargı yerine (tedavi yeri) gelir. Kurtarılamaz ve O’da şehit olur. Buraya da defnedilir. Mustafa Teğmen’in babası da Kuzey cephesinde askerdir. Evladının şehit olduğu haberi üzerine gelir ve evladının defnedildiği yere bir işaret bırakır. Savaş sonrası oğlu kabri üzerine demir parmaklıkla çevirir. Bir mezar taşı diker. Yeri belli olan şanslı tek şehidimizdir. Aynen aşağıdaki puntolu yazılar taşta vardır.“18 EYLÜL 1915 VATANIN ŞANSLI VE GENÇ ŞEHİDİ 30.ALAY 10.BÖLÜK MÜLAZIM-I SANİSİ(TEĞMENİ) ALİ SADİ EFENDİ (OĞLU) MUSTAFA EFENDİ RUHUNA FATİHA”
    ***
    Çanakkale, bir destandır.  
    Açlığa, yokluğa, ilaçsızlığa, susuzluğa rağmen, imkânsızlıklara karşı, iman sahiplerinin, “Bir hilal uğruna yarab” diyebilenlerin destanıdır.
    Avrupaların, Osmanlı’ya karşı biriken kin ve nefretin,
    Çanakkale aynı zaman da, İslam’a karşı olan ebu cehillerin,  geyya kuyularına düştükleri bir mekândır.
    Çanakkale’yi ne yaparsak yapalım, 2018 yılından, 1915’i tam anlamıyla anlayamayız. 
    Sadece hissederiz. Hissedebilirsek zaten, aguşunu açan en sevginin rızasına da kavuşuruz hiç endişe etmeden.
    ***
    Şahindere’de, 2005 Yılında Orman Bakanlığınca şehitlerin hatırasına sembolik bir şehitlik yapılmış. Ay ve Hilalin ortasında Selçuklu mimarisiyle gökyüzüne uzanan ve ucuna doğru sivrileşen bir anıt vardır. Şehitlerin ruhunun yüceldiğini anlatır. Minareyi andırır. 2177 kişiden 1969 tane şehidimizin adları daha sonra belirlenebilmiştir.

    Ey şehît oğlu şehît, isteme benden makber,
    Sana ağûşunu açmış duruyor peygamber.. 

    ***
    Alttaki yazıyı, Hakiki İslam âlimlerinin bizlere duyurduğu kıymetli bilgilerle tamamlayalım  
     Şehit= Allah yolunda harb ederken, Allahü teâlânın ism-i şerîfini yüceltmeye (İslâmı yaymaya) çalışırken veya düşman saldırdığında vatan, din ve milletini, ırz ve nâmûsunu müdâfâ ederken ölen müslüman.

     

    Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

     

    Allah yolunda şehîd olanlara ölü demeyiniz. Onlar diridirler. Kendilerine her zaman rızk verilir. Onlarda azâb olunmak korkusu yoktur. Nîmetlerden mahrûm kalmak üzüntüsü de yoktur. (Âl-i İmrân sûresi: 170)

     

    Allah yolunda öldürülüp şehîd olanlar, kıyâmet gününde, yaralarının kanı akarak gelirler. Rengi kan ve kokusu misk kokusu gibi olur. Huzûr-i Mevlâ'da haşr oluncaya kadar, bu hâl üzere bulunurlar. (Hadîs-i şerîf-Dürre-tül-Fâhire)

    (Fuat Bayramoğlu 17 Nisan 2015- Çanakkale)


    Not: Mücdeler olsun, Mübarek üç aylara (19 Mart 2018 günü) yeniden kavuşacağız. İnsanlığın  gözü aydın.
    Resulullah efendimiz, Receb ayına çok değer verir ve "Ya Rabbi, Receb ve Şabanı bizler için mübarek kıl ve bizi Ramazana eriştir" diye dua ederdi.
    Şimdiden, Mübarek üç aylarınızı ve mübarek Regaip Kandilinizi tebrik ederim efendim.
     

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun!
    Yorum yazın
    Yorum yazabilmek için üye girişi yapmalısınız. GİRİŞ YAP
    • İmlası çok bozuk, büyük harfle yazılan,
    • Habere değil yorumculara yönelik,
    • Diğer kişilere hakaret niteliği taşıyan,
    • Çok kısa ve konuyu zenginleştirmeyen yorumlar
    • KESİNLİKLE YAYIMLANMAYACAKTIR.
    • Sayfada yer alan yorumlar kişiye ait görüşlerdir. Yapılan yorumlardan sitemiz hiçbir şekilde sorumlu değildir.
    Yazarin diğer yazıları
    Bolu'nun Rwitter Günlüğü
    Tüm Twitter Günlüğünü göster

    Sizden Gelenler
    Site içi arama
    Cumhuriyet Caddesi İnci İş Merkezi No:32   Tel: 0 374 217 82 85   Faks: 0 374 217 82 95
    0.85493803024292